Ne kadar kolaymış esirin olmak
Tesadüf eseri bakışmış sana
Sen derya olmuşsun ben coşkun ırmak
Sonrası çaresiz akışmış sana...
Kaçıncı kalbimi kırıp gidişin
Aldığın vebali günahı düşün
Adımı Mecnun'dan beter edişin
Leyla'dan daha çok yakışmış sana...
Bir gece aklına delin düşmedi
Yaktığın ateşe külün düşmedi
Yıllardır insafa yolun düşmedi
Merhamet ne kadar yokuşmuş sana...
Ne İçindeyim Zamanın
Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpâre,geniş bir ânın
Parçalanmaz akışında.
Bir garip rüya rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgârda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.
Başım sükûtu öğüten
Uçsuz, bucaksız değirmen;
İçim muradına ermiş
Abasız, postsuz bir derviş;
Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi,masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim.
A.H. Tanpınar
BİR BEYAZ ARIYORUM
KİRLETMEK İÇİN DEĞİL
ELLERİNDEN TUTUP
KENDİ SİYAHIMLA
YENİ BİR GIRİYE
HAYAT VERMEK İÇİN
UZATIRSAN ELLERİNİ
GÖNLÜNLE BERABER
HER RENGİ ÇİÇEK YAPAR
YOLLARINA SERERİM
GRİ DENİZ TAŞLARININ
ARASINDAN SANA UZANAN.
Sevmek,seviyorum demek değil, yüreğinde hissetmekti...
Ve aşk, yanında olanı sevmek değil, gelmeyecek birini beklemekti.
Verselerde dünya malı istemem
Seni ister deli gönül hep seni
Köşkü saray neki çalı istemem
Seni ister deli gönül hep seni
Lokma lokma yutkunduğum aşımda
Gündüz hayalimde gece düşümde
Bir garip sevdadır döner başimda
Seni ister deli gönül hep seni
Senin için dağlar aşar türküler
Senin için yara deşer türküler
Senin için tutsak düşer türküler
Seni ister deli gönül hep seni
Yunus'un denizde yüzdüğü gibi
Koyun kuzusuna gezdiği gibi
Aşığın aşkına yazdığı gibi
Seni ister deli gönül hep seni
Yağmur bulutları döktüğü anda
Dağların dumanı çöktüğü anda
Sabahın güneşi söktüğü anda
Seni ister deli gönül hep seni
Dağlara yürürken yörük kervanı
Varlığın yokluğun sensin devranı
Ne istersin diye gelse fermanı
Seni ister deli gönül hep seni
Rüzgar vursa sarı aliç sallansa
Elmaların yanakları allansa
Ala çördük tadın alıp ballansa
Seni ister deli gönül hep seni
Kıyamet mi kopar murada ersem
Bağban olup goncalarını dersem
Nerde el örmesi bir kilim görsem
Seni ister deli gönül hep seni
Garip Sefai'yem gam kapısında
Muhabbetim haktır dem kapısında
Elif dergahında mim kapısında
Seni ister deli gönül hep seni
Doldurulmaz yerin senin
Dostlar seni unutur mu?
Hiç sönmezdi nurun senin
Dostlar seni unutur mu?
Tertemiz bir özün vardı
Apaydınlık yüzün vardı
Söylenecek sözün vardı
Dostlar seni unutur mu?
Her gerçeği gören sendin
Aşk sırrına eren sendin
Gönüllere giren sendin
Dostlar seni unutur mu?
Çektin, yazdın ve söyledin
Verdin, almak istemedin
Sadık yarim toprak dedin
Dostlar seni unutur mu?
Hiç kimseyi incitmedin
Kalp kırmadın, kin gütmedin
Dostlarını unutmadın
Dostlar seni unutur mu?
Şiirde sağlam temeldin
İnsanlıkta en güzeldin
Biz bir UMIT, sen VEYSEL’DİN
Dostlar seni unutur mu?
Ümit Yaşar Oğuzcan
OĞLUMA
Biliyorsun ki oğlum,ortada ne sen varsın
Ne de seni yeryüzüne getirebilecek bir anne.
Birgün cihana gelmen mukadderse anlarsın,
Bu gelişten gözümü , gönlümü yıldıran ne
Hergün saban başında topladığın kederler,
Seni yorgun çıkarır sabahın altısına .
Çalışkan ellerine bakanlar kirli,derler.
Leke derler alnındaki güneş karaltısına.
İnce beline, bükülmez zamanin dizilerinde,
Öpülen eteklere ayağını silersin.
Yoksulluğun yüzerek sonsuz denizlerinde,
Gördüğün her kıtaya açıktan diş bilersin.
Ayağından çarıklar dökülür parça parça,
Gözyaşların çürütür gömleğinin kolunu,
Bir lokmanın ardında dolaşır haftalarca,
Sürgün gibi gezersin kendi Anadolu'nu!
Fazilet arkadaşın, hakikat yoldaşınla
Seyredersin yabancı bir ufkun baharını.
Bulutları delsen de yükselen dik başınla,
Sonunda bir dişiye mâl edersin varını.
Akşamları bir camın önünde seni değil,
Elindeki çıkını gözetleyen karındır.
Hakkın önünde eğil, zulmün önünde eğil,
Taçlar bile cihanda eğilen başlarındır.
Derdim, omuzlarına yük olmasın bu varlık
Derdim,oğlum ne haktan ne kuldan bir şey umsun.
Nasip olmaz kimseye bu kadar bahtiyarlık
Ki sen benim doğmamış, doğmayacak oğlumsun...
"Peki ya ne olacak?" dediler.
Dedim "Kalp kırık da olsa gömülecek günün birinde bedenimizle mezara.
"Peki ya hesabı ! " dediler.
Dedim "O da ahirete kalacak."
Bu eller miydi masallar arasından
Rüyalara uzattığım bu eller miydi.
Arzu dolu, yaşamak dolu,
Bu eller miydi resimleri tutarken uyuyan.
Bilyaların aydınlık dünyacıkları
Bu eller miydi hayatı o dünyaların.
Altın bir oyun gibi eserdi
Altın tüylerinden mevsimin rüzgarı.
Topraktan evler yapan bu eller miydi
Ki şimdi değmekte toprak olan evlere.
El işi vazifelerin önünde
Tırnaklarını yiyerek düşünmek ne iyiydi.
Kaybolmus o çizgilerden
Falcının saadet dedikleri.
O köylü çakısının kestiği yer
Söğüt dallarından düdük yaparken...
Bu eller miydi kesen mavi serçeyi
Birkaç damla kan ki zafer ve kahramanlık.
Yorganın altına saklanarak
Bu eller miydi sevmeyen geceyi.
Ayrılmış sevgili oyuncaklardan
Kırmış küçücük şişelerini.
Ve her şeyden ve her şeyden sonra
Bu eller miydi Allaha açılan !
Şaraptı rakıydı şuydu buydu
Kişi esrimeyi bir aşkta tatmalı ilkten
Dedim ya ondan gayrı korkuluğa güvenmem
İçtiğim hep aşktı benim gerisi tortu
Sevişik bir keçi yumukgöz oğlağına
Özüne aşk sızmış o sütü emziriyor
Yumurtasını bir kovuğa koyarken
Aşkı da koyuyor anaç zargana
Aşk mavisi tükendiyse o boşuna denizde
Bil ki diken bir çamurla örtülüdür sığlığı
Niye enez bu zambak diye sordular mıydı
Aşksız geçen günlerinde örselenmiş, de
Aşk bürünmeseydi de bak hiç şakır mıydı
Şu bi damlacık isketeyi ta gagadan kuyruğa
Kişi gönlünü yitirdi mi ne yüzle çıkar sokağa
Yaşamda nesi varsa aşk işte onun adı
Ansıyın, aşkla yağdı da sular
Ondan kokulandı ıtır çekirdeklendi elma
Doğayla elele bizi üreten bir sevgi var
Evrende en soylusu sezdim ki bu çoğalma





