şimdi belki benim gibi ölesiye yalnızsındır
uçan kuşları gözlemektesindir tek başına
çamların yeşiline dalmış gitmiştir gözlerin
radyo dinliyorsundur ya da susarak
bir kitabı okumaya çalışıyorsundur kim bilir
sonsuz güzellikte bir aşk düşünüyor olabilirsin
belki de anılarını deşiyorsun, bir olmazı
bir açmazı derinden derine kurcalar gibi
bir kahve içmeyi, bir elma yemeyi kurarak
saatine bakıyor olabilirsin uykulu gözlerle
çocukların oyununa dalmış gitmiş olabilirsin
mahpus gibi, tutsak gibi, belki köle gibi
yarını olmamak gibi bir duygu içindesindir
belki de kendini bağışlamıyorsundur
benim hiç bilmediğim bir şeylerden ötürü
kırık trenler gibi öylece kalakalmışsındır
kalkıp gidip çekirdek almayı düşünüyorsundur
ya da uyumak istiyorsundur herşeyi unutmak için
belki sen de benim gibi ölesiye yalnızsındır.
Terketmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça…
Ve ellerim kelepçede,
Tütünsüz, uykusuz kaldım,
Terketmedi sevdan beni…
Sevmek gibi geliyordu her şey,
sevmek gibi gidiyordu kadın
adının anlattığı,canın teni yakmasıydı,
bir bulut evet ama aslolan
bulutun suyu yağmasaydı...
'bir insanı sevmekle başlıyordu her şey'
ve boşanmak için
en az iki şahit gerekiyordu
Yılmaz Erdoğan
Bir Gece
Ondört asır evvel, yine bir böyle geceydi,
Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi!
Lâkin o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler;
Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi!
Nerden görecekler? Göremezlerdi tabî'î:
Bir kere, zuhûr ettiği çöl en sapa yerdi;
Bir kere de, ma'mure-i dünyâ, o zamanlar,
Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.
Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!
Fevzâ bütün âfâkını sarmıştı zemînin
Salgındı, bugün Şark'ı yıkan, tefrika derdi.
Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz,
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
Bir nefhada kurtardı insanlığı o ma'sum,
Bir hamlede kayserleri, kisrâları serdi!
Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi;
Zulmün ki, zevâl akılına gelmezdi, geberdi!
Âlemlere, rahmetti, evet, Şer'-i mübîni,
Şehbâlini adl isteyenin yurduna gerdi.
Dünya neye sâhipse, onun vergisidir hep;
Medyûn ona cem'iyyeti, medyûn ona ferdi.
Medyûndur o ma'sûma bütün bir beşeriyyet...
Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.
Unutamadığım
Açardın,
Yalnızlığımda
Mavi ve yeşil,
Açardın.
Tavşan kanı, kınalı - berrak.
Yenerdim acıları, kahpelikleri...
Gitmek,
Gözlerinde gitmek sürgüne.
Yatmak,
Gözlerinde yatmak zinda
Akşam Olur
Akşam olur mesafeler daralır
Yollar kilitlenir, sesler aydınlık
Bir rüzgâr eser ki türküyle ıslık
Dağlar geçit vermez yolcuya
Burası Anadolu'dur
Mektup yaz
Gün doğar, gün batar balam
Sen uzaksın
Sen uzaksın, gönül ister
Ağlar da avutulmaz
Akşam olur dağlar göbeğime oturur,
İp boğazıma... sesim çıkmaz
Karanlıklar katleder kanım akmaz
Derim, şimdi biri kapımı vurur
Vurmaz
Burası Anadolu'dur
Sen uzaksın
Sen uzaksın, gönül ister
Ağlar da avutulmaz
Yıldızlar kınalı keklikler gibi suya iner
Korkarım ürkütmekten
Zayıfım, gidecek yeri bilmem
Saçların, gözlerin davet eder
Durulmaz
Burası Anadolu'dur
Zaman yorulur gönül yorulmaz
Ama sen
Sen uzaksın
Sen uzaksın balam, gönül özler
Beklerim, beklerim sabah olmaz.
Yokluğun her dakika ölüm demek gitme kal
Hasretim daha yüz yıl dinmeyecek gitme kal
Yetişir senden uzak yıllardır kahroldugum
Ayrılma hiç yanımdan mahşere dek gitme kal
AYRILIK
kaç gecenin çölüdür bu ayrilik
kaç siirin dölüdür üstüme
örttügün bu ince sessizlik
kalbim alis artik, kir kendini
kendi duvarinda, sesini
kendi duvarina haykir.
tesadüfen birbirine rastlamis
baska baska asklarsiniz siz artik
geceyle gündüz gibi birbirine
ayrilmis. O ki rüzgar, bir zaman
senin çölünde kumlar uçurmus,
o ki gece ve esmer, görmüyor
sahrayi, sesi içinde karismis.
her ayrilikta kendine saplanan bir hançer
kendi sabrini deneyen tas,
kendi uykusuzlugunda yatak oldun.
kül koy simdi yanina korunun
seni kavuran onu da yakmasin.
askla besle kendini, gül yetistir,
sardunya çogalt.
ki, sen asktan ve ayriliktan
baska ne anliyorsun.
günlerde öyle bir gün
Günlerden öyle bir gündü;
Üstüne tarih düştüğüm.
Gözümün önüne geldi birden
Balkıyan güzel yüzün.
Ve yüreğim yandı söndü,
Ter bastı avuçlarımı.
Bir işlek kovan uğultusu
Kapladı kulaklarımı.
Uzandım usulca cigarama;
Yavan ömrüme katık.
Ben o gün öldüm gülüm,
Bir daha ölmem artık..





